svmrmhmlyswmhmly-2Sevgi: doğa için; sevgi: yaratıklar için; sevgi: Bütün için. Himalayalı ermişler bana önce doğanın kutsal kitabını öğrettiler. Bunun üzerine, açan çiçeklerden, kuşların şarkılarından ve hatta en ufak bir çim parçasından ve çalı dikeninden gelen müziği dinlemeye başladım. Her şeyde, güzel olanın kanıtı yaşar. İnsan doğanın müziğini dinlemeyi ve onun güzelliğini takdir etmeyi öğrenmezse, insanı, sevgiyi temelinde aramaya sevkeden unsur da en uzak geçmişte kaybolup gidebilir.

Bu kadar çok mutluluğun, bu kadar çok şarkının, rüyaların ve güzelliklerin kaynağını doğada keşfetmek için psikolojik analize mi ihtiyacınız var? Doğanın bu kutsal kitabı, mesellerini, buzulların erimesiyle oluşan ırmaklardan, zambaklarla örtülü vadilerden, çiçeklerle kaplı ormanlardan ve yıldızların ışığından anlatır. Bu kutsal kitap, sayesinde insanın hakikati öğrendiği ve hayrı tüm heybeti ve görkemi ile gördüğü o önemli bilgiyi ifşa eder.

İnsan doğanın müziğini dinlemeyi ve onun güzelliğini takdir etmeyi öğrendiğinde, canı tüm çevresiyle ahenk içinde olur. Onun her hareketi ve her sesi artık kesinlikle beşeri toplumdaki yerini bulacaktır. İnsan kendi hayatının koridoruna bakışlarını yöneltmeden önce, onun zihni doğayı sevmek üzere eğitilmelidir. O vakit, günün ağarmasıyla birlikte bir vahiy ortaya çıkmaya başlar. Güneş doğduğunda, karanlık ve sisle birlikte hayatın ıstırabı ve dertleri de ortadan kaybolur. Ölümlülük, yolunu, ölümsüzlüğün idrakinde bulur. O zaman, insan da sonsuz ve ebedi olanla bir olmayı öğrenir.

Kişi, doğanın o sadeliği içindeki derinliğini tam olarak takdir etmeyi öğrendiğinde, düşünceleri de, doğayla temasa geçtikçe hassas duyularından yükselen ricalara karşılık olarak kendiliğinden akmaya başlar. Canın titreşmesine yol açan bu deneyim, melodiler ile yankılarından oluşan mükemmel orkestrayla tam bir ahenk içinde, Ganj Nehri’ndeki dalgacıkların sesinden, rüzgarların uğultusundan, yaprakların hışırtısından ve gürleyen bulutların kükremesinden yansır. Benliğin ışığı açığa çıkar ve tüm engeller ortadan kalkar. Kişi dağın tepesine çıkar ve oradan engin ufku seyreder. Sessizliğin derinliğinde sevginin kaynağı saklıdır. Sadece iman gözü o sevginin perdesini kaldırıp, aydınlığını görebilir. Bu müzik kulaklarımda çınlamakta olup, hayatımın şarkısı haline gelmiştir.

altbarss

vzyn-2xvzyn-1Bir Nisan sabahı yaşanmamışlıklara uyandım. Buram buram bir gün kokuyordu penceremi açtığımda. Ant içmiştim her zerresine kadar yaşamaya. Asfalt yollara alışmış bedenlerimizle, Emli Vadisi’nde ilerlerken, yabancı adımlarımıza karşı dağlar kendini bulutlarla gizliyordu. Ancak bir o kadar daha görkemli olup, bizi kendine çağırmayı ihmal etmiyordu. Kim bilir, Sarı Mehmet’in yaylasında mezarını ziyaret ettiğimiz Recep Çatak’ın dağlara tutkunluğu da dağların gizemli bir davetiyle başlamıştı… Mezar taşı, fısıldıyordu kulaklarımıza tutkunluğunu ardından yüreğimize bir damla gözyaşı sızıyordu.

Dağlar bizi çağırıyordu, biz adım adım ilerliyorduk, kimi zaman nefes nefese kalıyorduk, işte tam o sırada mavi bir dağ sümbülü çarpıyordu gözümüze, gökyüzüne nasıl da özendiğini anlatıyordu rengiyle. Güzelsin diyorduk, en az gökyüzü kadar güzel… Göknar ağaçlarına musallat olan ökse otu, bizi bize anlatıyordu sessizce; o nasıl Göknar’ı kurutuyorsa, insanoğlu da içini kemirecek bir parazit yaratıyordu kendine. Aramızdaki en önemli fark; o gövdesinde yaşatıyordu parazitini, biz ise hiç olmayacak düşüncelerimizle beynimizde.

Telefonum çalıyordu, belli ki ailem merak etmiş, sesimi duymak istiyorlardı, açtım ve “2100 metredeyiz, selam olsun size Aladağlar’dan” dedim. Nasılsın? diye sorduklarında, belki de ilk kez böyle gerçekçi “İyiyim” dedim. Çünkü hiç böylesini hissetmemiştim. Gözlerimi kapatıp doğayı dinledim; rüzgar ayrı anlatıyordu, dağlar ayrı dert yanıyordu, üzerine uzandığım çimenler ve çiğdemler sessizlikleriyle anlatılanları onaylarken, çoban yastığı hiç uslu durmuyor, dağ kargaları ise muhabbete şenlik katıyordu. Belki kimse duymuyordu, bilmiyordu ama iliklerime kadar hissediyordum, sırdaşları oldum.

Dağlar çiçeklerini açıyorsa, aşktan yana kırılmışlıkların çoksa, bir umut saklıyorsan ya dönerse giden diye, kırılan dallar kendi kendini onarabiliyorsa, ağlayan gülmeyi başarabiliyorsa, bir yığın kara sevdiğinin adını yazmak sıcak ve yakın gibi görünüyorsa, kırlara koşmak, çıkmak dağlara uzanmak, sırtını yıllanmış ağaçlara dayayıp, soğuk derelerde el yıkamak gibi bir şey geçiyorsa içinden hiç durma, yürü Aladağlar’a…

Cengiz Hocam, tüm bunları yaşamamıza imkan sağladığınız için kendim ve arkadaşlarım adına sizlere teşekkür etmek, yüreğimdekileri sizinle paylaşmak istedim. Siz bize ideal öğretmen olmak yerine, idealist öğretmen olmanın ne demek olduğunu öğrettiniz! Teşekkürler…

Çiler GENÇ  (Öğretmen)

oguzeroltrioekipİNSANLARI BAŞARISIZLIKLARI NEDENİYLE CEZALANDIRMAK DEĞİL, BAŞARILARINA GÖRE DEĞERLENDİRMEK GEREKİR. ÇÜNKÜ HER İNSANIN HAYATINDA HOŞGÖRÜ BEKLEDİĞİ, TEKRARLAMAK İSTEMEDİĞİ BAŞARISIZLIKLARI MUTLAKA VARDIR VE NE YAZIK Kİ KUSURLAR VEYA NOKSANLAR, MEZİYETLERİNDEN ÖNCE GÖZE ÇARPAR. ANCAK KUSURLAR GİDERİLEBİLİR. MEZİYETLER İSE İNSANIN ÖZÜNDE SAKLIDIR.

İŞTE BİR ÖĞRETMENİN GÖREVİ, KUSURLARIN ÖRTÜP GİZLEDİĞİ BU MEZİYETLERİN ENGEL VE ÖRTÜLERİNDEN TEMİZLENİP ORTAYA ÇIKARILMASININ YOLLARINI GÖSTERMEK, EKSİKLERİ TAMAMLAMA ŞANSI VERMEKTİR. BUNUN ARACI İSE ÖNCE TÜKENMEYEN BİR SABIR, SONRA DA HOŞGÖRÜ VE TEŞVİKTİR.

PROF. DR. OĞUZ EROL (Fiziki Coğrafya – Jeomorfoloji)

GÜLE GÜLE SAYIN HOCAM; YOLUN AÇIK, RUHUN ŞAD OLSUN…

araziler2

DAĞLARA BAKIŞIMIZA ZİYADESİYLE TERCÜMAN OLAN, ÜNLÜ HİMALAYALI BİLGE SWAMİ RAMA’YI SAYGIYLA ANIYORUZ VE YORUMSUZ AKTARIYORUZ:

“Ben, Himalayalar’ın vadilerinde doğdum ve büyüdüm. Kırkbeş yılı aşkın bir süreyle bu dağların aralarında dolaştım ve oralardaki ermişlerce eğitildim. Orada yaşayan ve gezen üstadlarla karşılaştım, ayakları dibinde eğitim gördüm ve onların spiritüel bilgeliklerini deneyimledim. Punjap Himalayaları’ndan Kumayun ve Garhwal Himalayaları’na kadar, Nepal’den Assam’a ve Sikkim’den Bhutan ve Tibet’e kadar, turistler için gerçekten ulaşılmaz olan o yasak yerleri gezdim.

Benim için, Himalayalar spiritüel ebeveynimdir ve orada yaşamak bir annenin kucağındaki yaşamdan farksız olmuştur. Beni kendi doğal çevresinde büyütmüş ve belirli bir hayat tarzını sürdürmem için esinlendirmiştir. Ermişlerin bana verdikleri sevgi, Himalayalar’ın gümüşi buzullarını oluşturan ve sonra eriyerek binlerce ırmağa dönüşen daimi karlara benzer. Sevgi, hayatımın Rabbi haline geldiğinde, oldukça korkusuz oldum ve karlarla kaplı zirvelerin çevrelediği dağ geçitlerini ve ırmakları aşarak bir mağaradan ötekine gittim. Tüm şartlar altında neşemi yitirmeden, tanınmaz halde kalmayı tercih eden saklı ermişleri aradım. Hayatımın her nefesi, diğer birçok kişi için anlaşılması zor olabilecek spiritüel deneyimlerle zenginleşti.

İnsan sabahları ve akşamları dağların tepesinde oturduğunda, tüm çevresinde güzellik görebilir. Spiritüel bir kişi olduğu takdirde, bu güzelliğin, vasıfları Sattyam, Shivam ve Sundaram, yani Hakikat, Ebediyet ve Güzellik olan Rab’bin ayrılmaz bir niteliği olduğunu anlayabilir. Burası, Devalar ülkesidir. Sabah, akşamüstü, akşam ve gece; her birinin hiçbir lisanın tanımlayamayacağı, kendine özgü bir güzelliği vardır. Dağlar, Güneş bu dağların hizmetinde olduğu için, günde birkaç kez renklerini değiştirirler. Sabahları gümüşi bir renk alırlar, öğlenleri altın rengindedirler ve akşamları da kırmızı görünürler. Sanırdım ki, annem beni hoşnut etmek için değişik renkli sarilere bürünüyor. Bu güzelliği konuşarak açıklamak için yeterli kelime haznem var mı? Sadece kalbin lisanı ile konuşabildiğimden, kelimeler dudaklarımdan dökülmüyor. Himalayalar’da gündoğumu (Usha) ve günbatımı (Sandhya), dünyanın dönüşünün yol açtığı anlardan ibaret olmayıp, derin bir sembolik anlam taşırlar.

Bu güzelim dağlara bir an için bakmanızı sağlayabilirim ancak. Himalayalar’da sabahki ortam öylesine sakin ve huzurludur ki, yüksek gayelere yönelik bir şahıs kendiliğinden sessizliğe bürünür. Himalayalar’daki insanların meditasyon yapan kimseler haline gelmesinin nedeni de budur. Güzellik, içtenlikle takdir edilmediğinde, beşeri alemlerin kısıtlılıkları dahilinde hapis kalır. Kişi, kendisini doğa vasıtasıyla yansıtan yüksek seviyedeki güzelliği farkettiğinde, gerçek bir sanatkâr haline gelir. Doğa sadece, kendi kendilerini rahatsız edenleri rahatsız eder, fakat onun güzelliğine hayran olan ve takdir edenlere de bilgelik öğretir. Bu husus özellikle Himalayalar’da geçerlidir.” (Swami Rama)

Prof. Dr. Ahmet KARATAŞ
Dr. Nezihe GÖKÇE
Burak AVCI
Dr. Mustafa HAMALOSMANOĞLU
Alper GÖNCÜ